22 Aralık 2009 Salı

..all the wor(l)ds is green..

yine mimlenmişim aziyz okur.. hemen ifa ediyorum ben de:


1. dinleyin bunu. hem de bu görüntülerle birlikte. hatta çemberi az daha açarsak filmi de izleyin. sonra şarkıyı bağımsız olarak dinleyin, bu görüntüleri hatırlayıp canınızın sıkılmasına izin verin. babanız hayattaysa ve yanınızdaysa gülümsetin. öpün bi şeyler yapın. (değilse de ulaşın, onca teknoloji mevcut bunun için) "n'oluyo, hayırdır?" derse siz de gülmseyerek "hiiç" deyin. sonra aradan biraz zaman geçmesine izin verin. sonra bu şarkıyı en mutlu olduğunuz anda bir daha dinleyin.  farklı hislerinize soundtrack yapın.

2.deneyin : çorapla uyuyun. erken yatın, bir hafta sonu kahvaltısını da siz hazırlayın ama mutlaka insanların "evet şimdi kesin x yapacak" diye düşünmesini sağlayacak şekilde geleneksel bir lezzetiniz olsun. ve onu en iyi yapın. (mesela bizde betül, her pazar patatesli omlet yapar, parmaklarımızı da yeriz) 

kendinize hediye alın, özellikle mutsuz hissettiğiniz anlardan birinde. ve biraz pahalı bile olsa paraya acımayın. ( bunu her zaman yaparsanız, ilerde paraya acımanıza neden olur ama=)

3.her gün tekrar edin : "Râb, gümüş kapıyı kapatırsa, altın kapıyı açar.." her işte bir hayır vardır'ın abisi bu. ben kendi söküğümü dikemediysem de, sağlam bir terzinin sözüydü bu..

4.sadece tek bir gün bile olsa : kendi yaptıklarınıza/yapmak istediklerinize/kesinlikle yapacaklarınıza ebeveynlerinizin gözünden bakın, değerlendirmeye çalışın. bir tam günü, tek bir insan hakkında olumsuz tek bir fikre kapılmamaya çalışarak geçirin. yorucu olsa da olsun, erken yatarsınız..

5.yapın : çok uzun zaman önce çok güzel zamanlar geçirdiğiniz ama artık "ağır basan yaşamak" yüüznden görüşmediğiniz bir dostunuzu tekrardan ilk arayan olun. numarasını hâlâ silmediniz çünkü..

6. okuyun: ah, hangi ebeveyn evlatlarını ayırır ki? :) alper canıgüz-oğullar ve rencide ruhlar'ı okuyun.. hala okumadıysanız kürk mantolu madonna'yı okuyun.. elif şafak'tan bi şeyler okuyun (aşk'la değil, araf'la başlayın), masumiyet mü....(tamam, fade out.. onu okumayın sadece koynunuza alıp uyusanız da olur, ehe)

7. için : kara üzümü (kırmızı erik de olur) kaynatın, soğuyunca -çok şekerli içecek seviyorsanız- biraz şeker ekleyin, meyve suyu yerine bol bol bundan için. (şekersizini seviyorum ben)

nescafe hazırlarken yarım çay kaşığı toz vanilya da ekleyin.. kokusu yetsin.

yazları eşinize dostunuza, buzlu nescafe yapın. kışın vanilyalısı var zaten.

türk kahvesini sütle yapmayı da deneyin, arada bir.. ve türk kahvesini asla ama asla yalnız içmeyin! fal bakmayı bilmiyorsanız bile o fincanı kapatmadan yıkamayın. gud lak..

bu nays mim için, çok spesyal teşekkürs tu oky...

pinhan, -akide şekeri- cometa ve altinolanherşeyparlamaz (benim de mim klasiğim var:)

söz sizde..





yemişim 'kurulu düzen'ini!

sevgili the resistance,

ne zaman senden bi şarkı dinlesem o en sevdiğim şarkın oluyor. sırayla veya sırasız akarken kulağımdan, her sırası geleni en seviyorum. sırf sen böyle bir albüm olduğun için, yani epey uzun zamandır tüm şarkılarını en sevdiğim albüm dinlememekten mustarip, tamamı tertemiz olmayan, az paslı kulaklarımı ışıl pırıl yaptığın için, hülâsası bu bağlamdaki açığımı kapayan, yaramı bağlayan sen olduğun için seni çok sevdim.

ne yapacağım biliyor musun? -yıllardır bunu sayıklıyorum biliyorsun, yine söylüyorum- hani ben bu kenti terk edeceğim ya bir gün,  işte o zaman, sen bana "tell us, tell us your final wish/now we know you can never return/tell us/tell us your final wish/we will tell it to the world.. "
derken, ben bütün şeffaf boncuklarımı şehirlerarası bir otobüsün penceresine kolye yapacağım.. ah, ama hayır.. üzülmüyor olacağım. kalıyor olsaydım o boncuklardan yatakta her gece uyuyacaktım ya, daha mı iyi olacaktı sanki?  

...

duydum söylediğini.. kırıldım.. zaten hep kırılıyorum.. üzerime kırmızı keçeli kalemle "fragile" yazılmalı. ihtiyat olsun. hem ben de biliyorum gidemeyeceğimi ama bunu böyle hiçbir süzgeçten geçirmeden yüzüme söylemen şart mıydı? ben alıngan bir insanım. seni sevmiş olmam bu kadar açıksözlü oluşunu takdir etmemi gerektirmez. her neyse..  aslında ben sana "sen bizim çocuğumuz olsana" diye emrivâkiyecektim.. sahi olur musun?

(Allah'ım beni, ailemi, sevdiğim diğer herkesi ve Matt(hew) Bellamy'nin ses tellerini koru.. Amin!)

19 Aralık 2009 Cumartesi

humus yaptım!


bölge bölge, şehir şehir bütttüün yemeklerimizi deneyeceğim  efenim. bugün akdeniz'in güzide mezesi humus'u denedim, henüz tatmadım.. birazdan bir arkadaşıma giderken bu tabağı da götüreceğim. birlikte tadacağız humusu. orijinalini yemediğimiz için bunu da beğeneceğiz. şuna bi bak ama cânım okurcum, beğenilmiycek gibi mi allasen?

18 Aralık 2009 Cuma

Güllü'ye

bizimkiyle birlikte 'iki blok ötede'ydi evleri
beşinci kat.
az küçüktü benden.
sarı, kabarık ve kısa saçları vardı,
pazen eteğinin altından çıkardı, çiçekli pijamasının paçaları
yoksullardı..
herhalde doğduğu gün, anası koymuştu ona
yanağındaki kocaman kırmızı lekeye bakarak, Güllü adını..

oynardık birlikte, kızların oynamadığı oyunlardan..
'kız'dık ama, -hangi sap bilmezdik ya- 'sapına kadar'
taşlar toplar, otları yakar, kumdan ekmekler pişirirdik..
kurbağa larvalarını kola şişelerine koyar, beslenmeleri için solucanlar atardık içine..
sonra yine aynı solucanları avlardık yağmur yağınca, eti puf kutularından onlara tahtlar yapmak için..
alüminyümdan mamul ilaç kutularında, kanatlarını kopardığımız sineklere ömürler biçerdik.
ah, çocukluk işte..
kim bilir ne kadar daha kiracı yaftasıyla bizimle kalacaktı Güllü, onca arkadaşının dahil olduğu 'ev sahipleri' arasında.
sonra yine yağmur yağdı bu kentte -ah, hep yağar(dı)-
solucanlar çıkmıştır Güllü uyan!
Güllü uyanmadı..
ölmüş meğer, geceden.. solmuş gül yanağı..
Merak ettim, neden ölürdü gül yanaklı bir çocuk?
hem de böyle, sessizce ve daha sabaha varmadan..
Annem söyledi : "hastaymış kızım"
"Sema var, Neslihan var, Nuriye var, Mustafa var, Nesrin var.."
Ama Güllü de olsun anne..
"olsun kızım"
annemin bulut avuçlarıyla okşandı başım, Güllü soğuk toprağa girerken..
haksızlık sanki..

ah benim yoksulluktan, yokluktan alacaklı arkadaşım.
ben daha ne oyunlar öğrendim, sana öğretemedim.
ne kadar kirlendi üstüm başım, ellerim, yüzüm, ruhum..
sen tertemiz, yoncaların üzerindeki çiğ taneleri kadar berrak kaldın
ben 'büyüdüm' de, koca kadın oldum bak..
oysa sen sen hep "küçük" kaldın.


az biraz önce aklıma Güllü'yü getiren başka bir ölü çocuk, Allah'ım cennet eylesin yerinizi..

16 Aralık 2009 Çarşamba

"-mış gibi yapmak"

betül ve memo birbirlerini gıdıklamaca oynamaktadırlar. onların gürültüsüne mutfaktan çemkiren ayşe, şu diyalogla tebessüm eyler:

b: gıdı gıdı gıdı...

m: hihihi...ayy ..

b: ahaha göstericem sana...al all ! (bir yndan gıdıklarken, diğer yandan hafif şiddet uygulamak suretiyle akla gelen eski intikamlar alınmaya çalışılıyor sanırım)

m: betüülll.. bak ben aslında hiç gıdıklanmam ama sen üzülme diye gülüyorum, çok gıdıklanıyomuş gibi yapıyorum..

(ayşe: sdsffdgthyjaaewdcx..)